logotype
  • image1 www.turkkilise.com
  • image2 Ücretsiz İncil Siparişi için "İncil İstiyorum" bölümünü ziyaret edin...
  • image3 Tanıklık Videolarını izlemek İçin "Tanrıyla Tanışanlar" bölümüne giriniz...

Makaleler

Sözlük anlamı ile yaşam ; Doğumla ölüm arasında yaşanan süre, ömür, hayat olarak belirtilmektedir.

Peki ya bu doğum ile ölüm arasındaki sürede olup bitenler…  Bizim belirleyemediğimiz durumlar, seçemediğimiz ailemiz, sosyal statümüz, ekonomik durumumuz, ırkımız, saç, göz ya da ten rengimiz ve daha sayabileceğimiz onlarca durum…

Sanıyorum ki benim gibi sizde hayatınızın bir döneminde ve hatta belki bugünlerde” Neden Tanrım ?” diye sorduğunuz bu ve benzeri sorular vardır. Bu paylaşımda Kelamda bu soruların yanıtını bulmaya çalışalım. Kaldı ki “Seni yaratan, rahimde sana biçim veren…” Yeş 44:2 diyen Tanrı sözüne göre Tanrı bizim için tesadüf ya da rastlantı demez.

Her şeyden önce şunu kesin ve net bir dille söylemeliyim ki varoluşumuz rastlantı sonucu değildir. Anne babanız sizi planlamamış olabilirler ama Tanrı sizin doğumunuzu planladı.

“Tabi buna inanmak isteriz de gel birde hayatımı gör” diyenleriniz vardır belki bu yazıyı okurken. Ancak yaşamınız için doğru bir bakış açısı yakaladığınızda her şeyin ne kadarda anlamlı ve yerliyerinde olduğunu göreceksiniz. Bunu yapabilmenin yolu ise Tanrı’nın gözleriyle yaşama ve hayatımıza bakmaktır.

Şimdi isterseniz Tanrı Sözünden bir bölüme göz atalım ve kendi yaşamlarımız için çıkarımlar yapmaya çalışalım ;

İncil/Yuhanna 9:1-12
İsa yolda giderken doğuştan kör bir adam gördü. Öğrencileri İsa’ya, "Rabbî, kim günah işledi de bu adam kör doğdu? Kendisi mi, yoksa annesi babası mı?" diye sordular. İsa şu yanıtı verdi: "Ne kendisi, ne de annesi babası günah işledi. Tanrı’nın işleri onun yaşamında görülsün diye kör doğdu. Beni gönderenin işlerini vakit daha gündüzken yapmalıyız. Gece geliyor, o zaman kimse çalışamaz. Dünyada olduğum sürece dünyanın ışığı Ben’im."Bu sözleri söyledikten sonra yere tükürdü, tükürükle çamur yaptı ve çamuru adamın gözlerine sürdü. Adama, "Git, Şiloah Havuzu’nda yıkan" dedi. Şiloah, gönderilmiş anlamına gelir. Adam gidip yıkandı, gözleri açılmış olarak döndü. Komşuları ve onu daha önce dilenirken görenler, "Oturup dilenen adam değil mi bu?" dediler.Kimi, "Evet, odur" dedi, kimi de "Hayır, ama ona benziyor" dedi. Kendisi ise, "Ben oyum" dedi."Öyleyse, gözlerin nasıl açıldı?" diye sordular. O da şöyle yanıt verdi: "İsa adındaki adam çamur yapıp gözlerime sürdü ve bana, ‘Şiloah’a git, yıkan’ dedi. Ben de gidip yıkandım ve gözlerim açıldı."Ona, "Nerede O?" diye sordular. "Bilmiyorum" dedi.

İsa’nın yolda giderken gördüğü bir adamdan bahsediliyor. Bu adam sizin benim gibi sıradan kendi halinde yaşayan bir adam. Hepimizi olduğu gibi onunda bir sorunu var ve bu sorun doğuştan kör oluşu. İsa’nın öğrencileri adamın durumunun nedenini öğrenmek istiyorlar ve hatta tahminde bulunuyorlar ancak İsa’nın yanıtı oldukça ilginç "Ne kendisi, ne de annesi babası günah işledi. Tanrı’nın işleri onun yaşamında görülsün diye kör doğdu.” dedi.

Az önce Tanrı’nın gözleri ile bakmaktan bahsetmiştim ya, işte tam öyle bir durum bu adamın durumu. Aslında insanların gözlerinde değersiz bir yaşamı olan, büyük olasılıkla eksikliğinden ötürü çalışamayan ve dilenen bir adamdı. Elbette Kutsal Yazılarda kişinin duyguları hakkında bahsetmemektedir ama eğer bir an için kendimizi kör bir adam yerine koyarsak bu adamın yaşamının zorluk ve sıkıntılarını hemen anlayabiliriz.

Tanrı’nın gözü bu basit adamı farklı gördü, Onu “Tanrı’nın işleri’” yaşamında görülebilecek biri olarak değerlendirdi.

Tabi İsa bu adamın gözlerini bir sözle açabilirdi ama her zaman ki gibi Onun imanının farkına varması için onu havuza gönderdi. Anlayabiliyoruz ki kör adam için planlanmamış bir karşılaşmaydı bu ama adam İsa’nın söylediklerini harfiyen yapıyor, İsa’ya itaat ediyor ve gözleri vaat edildiği üzere açılıyor.

Şimdi bu basit ve hayatını kör olarak geçiren adamın yaşamındaki değişime dikkatinizi çekmek istiyorum. Herhalde ilk olarak şunu söyleyebiliriz ; Herkes onun hayatındaki değişimi fark etti ve adam bu değişimin tanıklığını vermeye başladı. Kimliğini tam olarak kavrayamadığı İsa hakkında konuşuyordu.

İsterseniz metnin gerisini okuyalım ve bakalım daha neler olmuş ;

İncil/Yuhanna 9: 13-34
Eskiden kör olan adamı Ferisiler’in  yanına götürdüler. İsa’nın çamur yapıp adamın gözlerini açtığı gün Şabat Günü’ydü. Bu nedenle Ferisiler de adama gözlerinin nasıl açıldığını sordular. O da, "İsa gözlerime çamur sürdü, yıkandım ve şimdi görüyorum" dedi. Bunun üzerine Ferisiler’in bazıları, "Bu adam Tanrı’dan değildir" dediler. "Çünkü Şabat Günü’nü tutmuyor." Ama başkaları, "Günahkâr bir adam nasıl bu tür belirtiler gerçekleştirebilir?" dediler. Böylece aralarında ayrılık doğdu. Eskiden kör olan adama yine sordular: "Senin gözlerini açtığına göre, O’nun hakkında sen ne diyorsun?" Adam, "O bir peygamberdir" dedi. Yahudi yetkililer, gözleri açılan adamın annesiyle babasını çağırmadan onun daha önce kör olduğuna ve gözlerinin açıldığına inanmadılar. Onlara, "Kör doğdu dediğiniz oğlunuz bu mu? Peki, şimdi nasıl görüyor?" diye sordular. Adamın annesiyle babası şu karşılığı verdiler: "Bunun bizim oğlumuz olduğunu ve kör doğduğunu biliyoruz. Ama şimdi nasıl gördüğünü, gözlerini kimin açtığını bilmiyoruz, ona sorun. Ergin yaştadır, kendisi için kendisi konuşsun." Yahudi yetkililerden korktukları için böyle konuştular. Çünkü yetkililer, İsa’nın Mesih olduğunu açıkça söyleyeni havra dışı etmek için aralarında sözbirliği etmişlerdi. Bundan dolayı adamın annesiyle babası, "Ergin yaştadır, ona sorun" dediler. Eskiden kör olan adamı ikinci kez çağırıp, "Tanrı hakkı için doğruyu söyle" dediler, "Biz bu adamın günahkâr olduğunu biliyoruz." O da şöyle yanıt verdi: "O’nun günahkâr olup olmadığını bilmiyorum. Bildiğim bir şey var, kördüm, şimdi görüyorum." O zaman ona, "Sana ne yaptı? Gözlerini nasıl açtı?" dediler. Onlara, "Size demin söyledim, ama dinlemediniz" dedi. "Niçin yeniden işitmek istiyorsunuz? Yoksa siz de mi O’nun öğrencileri olmak niyetindesiniz?" Adama söverek, "O’nun öğrencisi sensin!" dediler. "Biz Musa’nın öğrencileriyiz. Tanrı’nın Musa’yla konuştuğunu biliyoruz. Ama bu adamın nereden geldiğini bilmiyoruz." Adam onlara şu karşılığı verdi: "Şaşılacak şey! O’nun nereden geldiğini bilmiyorsunuz, ama gözlerimi O açtı. Tanrı’nın, günahkârları dinlemediğini biliriz. Ama Tanrı, kendisine tapan ve isteğini yerine getiren kişiyi dinler. Dünya var olalı, bir kimsenin doğuştan kör olan birinin gözlerini açtığı duyulmamıştır. Bu adam Tanrı’dan olmasaydı, hiçbir şey yapamazdı." Onlar buna karşılık, "Tamamen günah içinde doğdun, sen mi bize ders vereceksin?" diyerek onu dışarı attılar.
Ferisi, Yahudi inancında en sert mezhepti. Kutsal Yasa’ya ve tabi yasaya dayandırdıkları dinsel kurallara sıkı sıkıya bağlıydılar. Paragrafın hemen başında belirtildiği gibi İsa’nın bu mucizeyi yaptığı zaman İsrailliler’in dinlenme ve tapınma günüydü.
Bu yüzden eskiden kör olan adamı sorgulamaya başladılar. Adam hikayesini anlatıyor, inanmıyorlar, tanıklar çağırtıyorlar, tekrar soruyorlar, soruyorlar…

Elbette sonuç değişmiyor. İsa bu kör ve basit adamın hayatını değiştirmişti ve hiç kimse bu gerçeği değiştiremezdi.

Ancak dikkatinizi çekmek istediğim birkaç şey var bu paragraflarda o da bu basit ve kör adamın Havra dışı edilme pahasına tanıklığından vazgeçmemesi. Kaldı ki o dönemde havra dışı edilmek demek toplumdan tamamen dışlanmak anlamına gelirken bu çok kolay göze alınabilir bir durum değildi. Ama bu basit ve kör adam tanıklığından ve İsa’nın kendisi için yaptıklarından bahsetmekten vazgeçmedi. "O bir peygamberdir" deyişinden de anlayacağımız gibi İsa’nın kimliği hakkında da tam bir bilgiye sahip değildi. Bütün söyleyebildiği şuydu “Bildiğim bir şey var, kördüm, şimdi görüyorum."

Bu ayetlerin hemen sonrasındaki ayetlerde İsa Adamı buluyor ve kimliğini ona açıklıyor ve adam da İsa’ya tapınıyor…

İncil/Yuhanna 9: 35-38

İsa adamı kovduklarını duydu. Onu bularak, "Sen İnsanoğlu’na iman ediyor musun?" diye sordu. Adam şu yanıtı verdi: "Efendim, O kimdir? Söyle de kendisine iman edeyim." İsa, "O’nu gördün. Şimdi seninle konuşan O’dur" dedi. Adam, "Rab, iman ediyorum!" diyerek İsa’ya tapındı.

Parçayı özetleyecek olursak ;

1-Kör ve basit bir adamdı ( tıpkı bizim gibi )

2-İsa Mesih ile karşılaştı

3-İman etti ve hayatı değişti

4-Mesih’in hayatında yaptıklarının tanıklığını vermeye başladı

5-Herkesin onu dışlamasına aldırmadan tanıklık verdi

6-İsa bu kör ve basit adamı yalnız bırakmadı, Onu arayıp buldu, kendini tanıttı

7-İsa’nın kim olduğunu öğrenen adam Ona tapındı.

Efesliler 1:4 şöyle diyor O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih'te seçti.”

Hepimiz günah işlerken nasıl Kutsal ve Kusursuz olabiliriz ?

Elbette Tanrı’nın lütfu ile. Günahtan ötürü kirlenmişliğimizi İsa Mesih’in çarmıhta ölümü, dirilişi ve İsa Mesih’e iman aracılığıyla, ancak ve ancak bu yolla Tanrı’nın gözünde Kutsal ve kusursuz olabiliyoruz. Unutmamalıyız ki iyi işlerimiz bizi aklamaya yetmez, aklanma yalnız Mesih İsa’ya iman ile olur.

Başta da söylediğim gibi yaşamımız ve varoluşumuz bir tesadüf ya da rastlantı değildir. Efesliler 2:10 da Tanrı yaşam amacımızı şöyle belirliyor ; Çünkü biz Tanrı'nın yapıtıyız, O'nun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsa'da yaratıldık.”

Bizlerde yukarıdaki bölümde anlatılan adam gibi ruhsal körlüğün içerisinde yaşıyoruz. Ne yazık ki bu körlük bizim doğuşumuzdan itibaren var. İşte bu da bizim bakış açımızı tamamen değiştiriyor.

Sonuçta bakışımız bizim gözlerimizle, değer yargılarımızla, hassasiyetimizle, duygularımızla, arzularımızla olursa yaşam bizim için çekilmez bir hal alacaktır. Hayatımızda olup bitenlerin nedenini anlayamadığımız için de her şey zor olacaktır.

Ancak Tanrı’nın gözleriyle bakmaya başladığımızda yaşamımızın nasıl da anlamlanacağını göreceğiz. İsa nasıl kör olan bu adamı “ Tanrı’nın işlerinin yaşamında görüleceği adam olarak baktıysa size de aynı gözle bakıyor.

Bu vaazı okuyan değerli kardeşim,

Eğer İsa Mesih’i Rab ve Kurtarıcın olarak hayatına kabul etmiş bir kişi isen kendine şu soruları sormalısın ;

1-Yaşamın değiştimi ?

2-Etrafımdaki herkes bunu fark etti mi ?

3-Yaşamımdaki bu değişimin sebebini sordular mı ?

4-İsa ile ilgili iyi haberleri insanlarla paylaşıyor musun yoksa toplum dışı olmaktan mı korkuyorsun ?

Unutma ki İsa seni yalnız bırakmayacaktır tersine seni arayıp bulacaktır…

Eğer İsa Mesih’i Rab ve Kurtarıcı olarak hayatına kabul etmemişsen kendine şu soruları sormalısın ;

1-Neden bu dünya da yaşıyorum ?

2-Tanrı’nın benim için planı ne ?

3-Korkularım beni Yaşayan, Diri Tanrı’yı aramaktan alıkoyuyor mu ?

4-Hayatım boyunca kör olarak mı yaşamak istiyorum ?

Unutma ki İsa benim için olduğu gibi senin için de çarmıhta öldü ve dirildi. Tanrı ile aracısız bir ilişki için, nereden geldiğini ve nereye gideceğini bilebileceğin bir yaşam için, birileri söylüyor diye bir şeylere inanmış olmamak için dua et ve bir İncil edinip oku lütfen. Tanrı sana şöyle sesleniyor ; “İşte kapıda durmuş, kapıyı çalıyorum. Biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim; ben onunla, o da benimle, birlikte yemek yiyeceğiz.” Vahiy 3: 20 Kalbinin kapısında duran Tanrı’ya kapıyı açacak mısın ?

Rab aydınlık yüzünü size dönsün…                                                                                                     

 

Yaratılış 3: 1- 13 ‘ te, İnsanın nasıl günaha düştüğü anlatılır.

RAB Tanrı'nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, «Tanrı gerçekten, 'Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin' dedi mi?» diye sordu. Kadın, «Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz» diye yanıtladı, «Ama Tanrı,'Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz' dedi.»  Yılan, «Kesinlikle ölmezsiniz» dedi, «Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.» Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar. Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı'nın sesini duydular. O'ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler. RAB Tanrı Adem'e, «Neredesin?» diye seslendi. Adem, «Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim» dedi. RAB Tanrı, «Çıplak olduğunu sana kim söyledi?» diye sordu, «Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?» Adem, «Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim» diye yanıtladı. RAB Tanrı kadına, «Nedir bu yaptığın?» diye sordu.  Kadın, «Yılan beni aldattı, o yüzden yedim» diye karşılık verdi.

Tanrı Adem ve Havva’ yı kendine benzer yarattı.

Tanrı, «İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım» dedi,Yaratma amacı onlarla sevgi yi paylaşmaktı. Yaratılış 1:26 

Tanrı  tüm Aden bahçesini onların denetimine verdi. Sadece” iyiyle kötüyü  bilme ağacından yemeyin  yediğiniz gün ölürsünüz” dedi ( Yaratılış 2: 17) Yalanın babası olan şeytan önce Havva’ yı aldattı Havva meyveyi yedi ve Adem’e de verdi  o da yedi. Böylece Adem ve Havva buyruğa uymayarak Tanrı’ya karşı geldiler. Oysa insan Tanrı’yı severek mutlu olması için yaratılmıştı. Ama sevgi gönülden gelen bağlılıktır. Buyruk sevgisini ifade etmesi için insana verilen bir fırsattı. İnsan buyruğu çiğneyerek yaratılış nedenine karşı geldi. Bunun sonucu olarak Adem ve Havva’nın gözleri açıldı ve çıplak olduklarını anladılar, çıplaklıklarının kötüye kullanılabileceğini fark ederek utandılar. İncir yapraklarından önlük yaparak günahlarını  kendi çabalarıyla örtmek istediler ve Tanrı’ dan saklanmaya karar verdiler. Artık Tanrı’yla konuşacak kadar kutsal değillerdi günahla lekelenmişlerdi. Günahlı benliklerinden gelen çözüm Tanrı’dan kaçmak oldu.

Ama Tanrı itaatsizliklerine rağmen onları arayıp buldu. İtaatsizlikleri sonucu açılan gözleri artık hiçte masum bakmıyordu bu nedenle kirli düşünceleri bedenlerinden utanmalarına neden oluyordu. Tanrı hayvan derisinden onlara kıyafet giydirmekle tarihteki ilk kurbanı kesmiş oldu.

RAB Tanrı Adem'le karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi. Yartılış 3:21

Bu örtünme ile günahı görmeyerek vicdanen rahatlayan insandı. Adem ve Havva günaha düştükleri anda yargılandılar cezaları ölümdü. Kan Kutsal Kitap’ta yaşamı simgeler kesilen bu kurbanla infaz Tanrı tarafından ertelendi.Tanrı İnsanı sevgi ilişkisi için yaratmıştı ve bu sevgisinden gelen merhametiyle insana yardım etmek için kurtuluş tasarısını geliştirdi.

Yaratılış 3: 15 Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu Birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, Sen onun topuğuna saldıracaksın. 

O günden bu yana insan günah karşısında atası Ademin çözümünü kullanmakta kendi çabasıyla, iyi işleriyle, sevaplarıyla, cömertliğiyle önlükler dikip Tanrı gibi kurbanlar keserek günahını örttüğünü düşünse de  suçluluk duygusunun verdiği utançtan dolayı hala Tanrı’dan saklanmakta, kaçmaktadır. Dikenli olan kaktüsün meyvesinin de dikenli olduğu gibi, günahlı olan insan bedeninin de ürünü günahlıydı. Günah Adem’den insanlığa kalıtsal bir hastalık olarak miras kalmıştı. 

Yazılmış olduğu gibi: "Doğru kimse yok, tek kişi bile yok.   İncil/Romalılar 3: 10

 Anlayan kimse yok, Tanrı'yı arayan yok. 

İnsanlar yaşamı temsil eden kan aracılığıyla kurbanlar keserek yargı gününe kadar infazı geciktirse de yargı günü günahın bedeli olan ölüm infazı gerçekleşecektir. 

Ama adil olan Tanrı geliştirdiği kurtuluş tasarısıyla insanlara ikinci sonsuz yaşam fırsatını sunmaktadır. Aden bahçesinde iyiyle kötüyü bilme ağacından yemeyeceksin diyen Tanrı şimdi insana sevgisini ifade etmek için yeni bir fırsat vermektedir. Bu fırsat Kusursuz kurban sunusu olan ve Tanrı’nın özünden gelen ve bakire Meryem’de benden alan Tanrı’nın sözüne yani İsa Mesih’e imandır. 

İsa Mesih bizim gibi günahlı doğaya sahip anne babadan meydana gelmedi. Tanrı Ademi topraktan günahsız olarak yarattı ama adem itaatsizlik ederek günaha düştü İsa Mesih ’he bakire Meryem’in rahminde benden verdi. Kadının soyundan gelişi Tanrı’nın yaratılışta Tasarladığı kurtuluş tasarısını işaret eder. Ademin aksine İsa Mesih Tasarıya itaat etti ve günahı kendi insan bedeninde yargıladı. Çarmıhta ölerek günahın bedelini ödedi.  Dirilerek Tanrısal doğasını ilan etti Tanrı İsa Mesih’in adına iman eden herkese sonsuz yaşamı lütuf olarak vermektedir. Bu buyruğun kaynağı sevgidir, buna itaat edende Tanrı’ ya olan sevgisinden olayı itaat edecektir bir ödül için değil. 

Şimdi tercih sizin ya atamız Adem gibi kendi çabanızla kurtulma hesapları yapıp önlükler dikeceksiniz. Yasa verilen bu ikinci fırsatı değerlendireceksiniz.

Sitemiz yayına girdiğinden bu yana yayınladığımız tüm vaazlar da Tanrı’nın eşsiz planının gerçekleştiğine, üstelik bunun yaratılış amacının dışına çıkan insan için yaptığına değindik. Bu hafta ise Tanrı’nın karakterindeki iki yön üzerinde durmak istiyorum.

Dünyada birçok şey kazanmak ve kaybetmek üzerine kurulmuştur. İnsanın oluşturduğu sistemde bu olağan bir hal almış ve günümüzde hayatın bir parçası olmuştur. Kendimize hazineler biriktiririz. Her birimizin hazineleri farklıdır. Kimimiz için iyi bir iştir hazine, Kimimiz için iyi bir eş, Kimimiz için iyi bir kariyer kazanılmak istenilen şeylerin başında olmakta. Kaybetmekse tercih etmediğimiz bir durumdur, işinizi, evinizi, kariyerinizi kaybetmek ister miydiniz ? Cevaplarınızı duyar gibiyim… Hayır !

Bu sürekli kaybetmeme kazanma eğilimi içerisinde süren hayatımız sonu gelmeyen, bir yenisini, daha iyisini kazanma arzusu, bazen hayal kırıklıkları bazen anlık geçici mutluluklar olarak yaşamımızdaki yerini alıyor.

Kutsal Kitap’ın Vaiz 1.bölümü 8-9 Her şey yorucu, Sözcüklerle anlatılamayacak kadar. Göz görmekle doymuyor, Kulak işitmekle dolmuyor. Önce ne olduysa, yine olacak. Önce ne yapıldıysa, yine yapılacak. Güneşin altında yeni bir şey yok.

Kısaca bizden kuşaklar öncesinin yaşadıklarından farklı bir şey yaşamıyoruz.

Tüm bu arbede koşuşturmaca içerisinde ise bize en iyi gelen sevmek ve sevdiklerimizle beraber olmaktır. Bence tüm bunların derinlerinde yatan şey Sevgi’dir. Kendimize sevgi biriktirmeye çalışıyoruz. Yukarıda saydığımız ve kazanmak içi çabaladıklarımızla amacımız sevilmek ve sevdiklerimize güzellikler sağlamak.

Nasıl mı ?

Düşünün bir kere bekarsınız evlenmek istiyorsunuz ama işiniz yok paranız da… Genellikle karşımızdakine ne verebiliriz ki diye düşünürüz… Hepimiz çocuklarımıza Baban ya da Annen ne iş yapıyor diye sorulduğunda çocuğumuzun göğsünü gere gere cevap vermesini isteriz…

Bu hafta Tanrı’nın karakterinin iki yönüne değinmek istiyorum, onlardan ilki Sevgi ;

Kutsal Kitap’ta üç farklı sevgi türü vardır. Onlardan ilki Eros’tur, ikincisi Phileo’dur ve üçüncüsü Agape’dir.

Eros; Eşler arasındaki ilişkidir, sevgi ile kurulan bağın içerisinde cinsellik vardır kısaca karı-koca arasındaki sevgidir…

Phileo; Eğer ya da çünkü türü sevgidir..

Seni severim, "eğer" bana Spor araba alırsan..
Seni seviyorum.. "Çünkü" Spor araban var.."
Çünkü türü sevgi biraz  daha iyidir.. "Eğer türü gibi şartta bağlı değildir. Sahip olduğu şeyler yüzünden insanın sevilmesidir. Güzel diye.. Yakışıklı diye.. Sanatçı, zengin diye.. Ünlü diye sevilmek insanın hatta hoşuna gider..".
Öte yandan, Çünkü bu tür sevgi büyük bir stres yaşatır.. "Ben bunlara sahibim diye seviliyorum. Kaybettiğim gün beni sevenler de kaybolur etrafımdan" korkusu getirir.Eninde sonunda da, eğer türü sevgi ile aynı kapıya çıkardı. Sevilen siz değildiniz.. Sahip olduğunuz ve kaybedebileceğiniz şeylerdi.

Agape; Diğer sevgilerden farklıdır ve bence asıl aradığımız sahip olmak isteyeceğimiz türden bir sevgidir. Agape Rağmen türü sevgidir..

Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için "Eğer" türü sevgiden farklı bu..
Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için "Çünkü" türü sevgi de değil.
Bu tür sevgide, insan "Bir şey olduğu için" değil, "Bir şey olmasına rağmen" sevilir.

Alışık olmadığımız türden bir sevgi. Agape Gerçek sevgidir.

Bu aynı zamanda Tanrı’nın bize olan sevgisidir. Yaratılış amacımızdan sapmamıza, Efendimiz olan Tanrı’ya bağlanmayıp kendi yarattığımız putlara tapmamıza rağmen Tanrı bizi seviyor. Tanrı’ya gereken değeri vermemize rağmen Tanrı bizi seviyor. Günah ile kirlenmiş olmamıza rağmen Tanrı bizi seviyor..

Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkârken, Mesih bizim için öldü.( Romalılar 5: 8 ) Tanrı'yı biz sevmiş değildik, ama O bizi sevdi ve Oğlu'nu günahlarımızı bağışlatan kurban olarak dünyaya gönderdi. İşte sevgi budur. ( 1.Yuhanna 4: 10 )

Yuhanna 3: 16 "Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.

Hangimiz böyle bir sevgiden mahrum kalmak ister ki ? Sahip olabileceğimiz, çabalayıp kazanabileceğimiz hangi değer bundan üstündür. Bugün bu sevgiye sahip olma fırsatı bizlere verilmiştir.

Tanrı’nın karakterinin bir diğer yönü de İnayet ( Kayra )’dir.

Ne demektir İnayet ( Kayra ) ?

Sözlük anlamı ; Yüksek tutulan veya sayılan birinden gelen iyilik, lütuf, ihsan, atıfet, inayet.

Aslında bu bir şekilde Tanrı’nın bize olan sevgisinin bir yansımasıdır. Haketmediğimiz bir şeye sahip olmak sizi sevindirirmiydi ? Mesela hiç çalışmadığınız halde sınavdan iyi sonuç almak istermiydiniz ? Yetiştirmeniz gereken işleri yetiştiremediğiniz halde patronunuz tarafından maaşınıza zam yapılmasını istermiydiniz ?

Tüm bu örneklerde olduğu gibi Tanrı haketmediğimiz sonsuz yaşamı Mesih İsa aracılığıyla hepimize veriyor. Tüm kötülüğümüze, günahkârlığımıza, söz dinlemezliğimize karşılık veriyor bunu bize.

Ne kadar dindar olursak olalım, dini gerekleri yerine getirirsek getirelim bizler günahkârız. Kurtuluşumuz için Tanrı’nın belirlediği tel yol ise İsa Mesih’tir. Bunu bize olan Sevgisi ve Kayra’sı ile yapıyor.

Sonuç;

  • Elbette hayatımızı sürdürmek için çalışalım ama önceliğimizi unutmayalım. Kendimize gökyüzünde hazineler biriktirelim. ( Matta 6:20 )

  • Unutmayalım ki sahip olabileceğimiz en büyük ve gerçek sevgi Tanrı’nın bize olan sevgisidir. Bu sevgiyi yaşamak için yapmamız gereken tek şey İsa Mesih’i Rab ve Kurtarıcı olarak hayatımıza kabul etmek.

  • Bugün hepimiz bir kez daha şunu hatırlayalım, hepimiz günahkarız ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldık. Bunun sonucu olarak her birimizin ölmesi gerekiyordu ama Tanrı’nın Kayra’sı ile hepimizin günahları Mesih İsa’ya yüklendi. Bunun için minnettar olalım.

  • Çarmıhla ilgili bildiri mahva gidenler için saçmalık, biz kurtulmakta olanlar içinse Tanrı gücüdür. ( 1.Korintliler 1: 18 )

Rab İsa Mesih'in lütfu, Tanrı'nın sevgisi ve Kutsal Ruh'un paydaşlığı hepinizle birlikte olsun. ( 2.Korintliler 13: 14 )

 

Toplumumuzun çoğu tarafından kabul görmüş bir sözdür “ Tarih tekerrürden ibarettir. “ Yani tarihsel olaylar bize gelecek hakkında ipuçları verir, iyilik getiren bir takım olayları yaparsak iyilik, kötülük getiren bir takım olayları yaparsak kötülük, felaket getiren olayları yaparsak da felaket gelir, gelmiştirde. Bu hafta ise sizi düşünmeniz için İsrail tarihine götürmek istiyorum. Unutmayın tarih tekerrürden ibarettir.

Şimdi 1. Korintliler 10:1-13’e bakalım.

Her şeyden önce şunu hatırlamalıyız bizler İsa Mesih aracılığı ile Tanrı’nın lütfuna erişmiş bulunuyoruz (Efesliler 2: 8 ). Bizler Tanrı’nın çocukları( 1. Yuhanna 3:11 ), Onun öz halkıyız ( 1. Petrus 2:9 ). Bu ayrıcalıklar İsa Mesih’i Rab ve Kurtarıcı olarak kabul etmiş her kişi için aynı derece de geçerlidir. Hangi halktan, hangi soydan gelirse gelsin…

Bu eşsiz bir hazinedir. Her şeyin geçici olduğu dünyada kalıcı değerlere sahip olmak gerçekten bir ayrıcalıktır ama her şeyden önemlisi yaşayan diri Tanrı ile bir ilişki diğer her şeyden üstündür bana göre. 

Oysa bizler bazen bize sunulan bu değerli şeylere rağmen yoldan sapıyoruz. İşte bugün kelamda üzerinde duracağımız konu da budur.

Pavlus mektubun bu parçasında her şeyi Mesih’e bağımlı kılıyor ( 10:4 ) ancak Pavlus İsrail tarihindeki bazı olayları hatırlatıyor. Tanrı İsrail halkını Mısır’daki kölelik boyunduruğundan kurtarıyor, hem de bunu Kızıldeniz’i ikiye ayırarak kuru toprak üzerinden tüm İsrail’in geçmesini sağlayarak yapıyor. Kim köle olmak ister ki ? İşte Tanrı’da onları vaat ettiği topraklara doğru götürüyor, onlara öncülük ediyor. Çöl ortasında acıkıyorlar onlara gökten man ( Ekmek ) ve bıldırcın veriyor ( Mısırdan Çıkış 16 ) Tanrı, susuyorlar kayadan su çıkarıyor ( Mısırdan Çıkış 17 ). Yine de Rab onların çoğundan hoşnut değildi  ( 5. ayet ).

Sonrasında Pavlus üzerinde özellikle durduğu 4 konu var birlikte bakalım ve kendimize dersler çıkaralım ;

  • Onlardan bazıları puta taptılar ( 7. ayet )

Hatırlarsınız Matta 22:35-36 da Kutsal Yasa uzmanları İsa’yı denemek için ona bir soru sormuşlardı; "Öğretmenim, Kutsal Yasa'da en önemli buyruk hangisidir?"

İsa ona şu karşılığı verdi: “Tanrın Rab'bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla seveceksin.”

Peki bizim hayatımız da putlar var mı ? Bunu değerlendirmenin en iyi yolu hayatınızda ki önemli olguları Tanrı’ya olan sevginizle kıyaslamak. Örneğin ; Para, iş, şöhret, aileniz, arabanız, kıyafetleriniz ya da sizi birtakım kötülüklerden koruduğunuzu düşündüğünüz boncuklar, muskalar, ikonlar vs.

Eğer bu şeyler hayatlarımız da etkinse o zaman bizler de bilmeyerek olsa bile puta tapanlardanız. Hayatımızdaki en önemli en önemli şey Tanrı olmalı, Ona güvenmeli ve tapınmalıyız.

  • Onlardan bazıları fuhuş yaptılar ( 8. ayet )

Günümüzde yapmazsan ayıp olarak görülmeye başlayan ama aslında yozlaşmanın ve Şeytan’ın en önemli silahlarından biri olan fuhuş. Kültürümüzün tamamen reddettiği örf, gelenek ve ananelerimizde yeri olmayan bu tutum değişen dünya’ya uymak adı altında ne yazık ki ülkemizde de yerini almış bulunmakta. Lise çağındaki çocuklarımızın bile içine düşebileceği bir batak. Başımıza gelmesini asla istemeyiz ama özellikle erkek adamsak !!! olmazsa olmazlarımızdan dır.

Sözlük karşılığı ise İçinde bulunulan toplumun kurallarına uymayan bir biçimde bir veya birkaç kişiyle para karşılığında cinsel ilişkide bulunma.”

Ancak Kutsal Kitap şunu kesinlikle belirtiyor, evlilik dışındaki cinsel ilişki ZİNA’dır ve bu da günahtır. İsa Mesih daha da netleştiriyor durumu ve “bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur” diyor.

Hayatımız da buna benzer durumlar var mı ? eğer yanıtınız evet ise şimdi Tanrı önünde durarak Tövbe ediniz ve Mesih’in kanı altında Tanrı’dan bağışlama dileyiniz.

  • Rab’bi denediler ( 9. ayet )

İsrail halkı Rab’bin onları Mısır’daki kölelikten kurtarıp vaat edilen topraklara doğru gittikleri çölde sık sık ekmek, su gibi şeyler için endişelenip Rab’bi denediler. Hatırlarsınız Kızıl denizin içinden geçen aynı halk gücü her şeye yeten Rab’bin kendilerine yemek ve içecek sağlayıp sağlayamayacağından emin olmak istediler.

Peki ya bizler ? Bizler hayatımızda ki her konuda sonuna kadar Rab’be güveniyormuyuz ? 

  • Söylenip durdular ( 10. ayet )

Rab’bin isteğine karşı söylendiler. Ne garip değil mi ? Her şeyin varoluş noktası olan Tanrı ama biz yine de kendi zenginliğinden vermekte ama insanlar olarak biz hep daha fazlasını istemekteyiz. Yiyecek hiçbir şeyimiz yokken ekmek veren Tanrı’dan “Sıkıldım ben bu ekmekten et istiyorum” demek ne gariptir..! Gariptir ama her birimiz bunu yapmaktan geri kalmaz, çünkü doyumsuzuz ve hep daha fazlasını isteriz. Ancak unutmayın aslında Tanrı’dan başka hiçbir şeye sahip değiliz. Sizlerde söylenip duranlardan mısınız ?

Bu olaylar başkalarına ( bizlere ) ders olsun diye onların başına geldi, çağların sonuna ulaşmış olan bizleri uyarmak için yazıya geçirildi.

Başta da söylediğim gibi tarih tekerrürden ibarettir.

Son olarak ;

Herkesin karşılaştığı denemelerden başka denemelerle karşılaşmadınız. Tanrım güvenilirdir, gücünüzü aşan biçimde denenmenize izin vermez. Dayanabilmeniz için denemeyle birlikte çıkış yolunu da sağlayacaktır. ( 13. ayet )

Unutmayalım bizimle aynı hatta daha zor sıkıntılar ile karşı karşıya olan kişiler var. Hamdolsun ki Rab bize tesellidir ve her zaman çıkış yolunu gösterir.

I. Samuel 16:1-13

 Kutsal Kitap’ta Davut hakkında yazılı birçok metin vardır. Kutsal Kitap’ın 66 sayfası onun yaşamına adanmıştır. Davut’un yaşamına başlamadan önce, onu anlamaya ve birazcık bağdaştırmaya çalışalım.

 Rab, kendi halkını söz verdiği ülkeye getirdikten sonra, onlar O’na iman edip, yolunu takip etmediler. O onların kralıydı ama kendi halkını düşmanlarından korumak için hakimleri kaldırmıştı. Son hakim Samuel’di. Samuel yaşlanmaya başlayınca, insanlar kendilerini artık bir kralın yönetmesine karar verdiler. Tanrı’nın yetkisi altındaki birini istemiyorlardı. Onun yerine kendilerini etrafındaki kötü uluslardan koruyacak bir kral istiyorlardı. Tanrı, onların bu kararından hiç memnun değildi ama yine de istediklerini yapmalarına müsaade etti.

İsral’in ilk kralı olarak Saul seçildi. Kutsal Kitap’a göre Saul uzun boylu, yakışıklı biriydi. Hatta nerdeyse tüm İsrail’deki en yakışıklı adamdı. İlk kral olduğu zaman Saul çok da kötü görünmüyordu. Alçak gönüllüydü ve insanlarını koruyabilmesi için bir ordu meydana getirdi.

Ama bununla birlikte bir süre sonra anlayabiliyoruz ki Saul, Tanrı’nın İsrail için istediği adam değildi. Tanrı onu bir kral olarak reddetmişti ve başka birini kendi ülkesine atayacaktı. Davut’tan bahsediyoruz, bugünkü odak noktasından. Bu hafta Davut’un hayatına bakacağız ve O’nun yaşamını kendi hayatımızla nasıl özümseyebiliriz onu araştıracağız.

 İsrail’deki o kadar insanın içinden Tanrı neden Davut’u kralı olarak seçmişti?

Bugünkü bölümümüz 1.Samuel 16:1-13. 

16:1 ‘de Rab Samuel’e Saul için üzülmeyi kesmesini ve Beytlehem’e gidip orda yeni kralı bulmasını söyler. Kral Saul’a ne olduğunu hatırlıyor musunuz? Tanrı neden onu reddetmişti?

Burada Saul’da 2 şey eksikti;

            ● Kibir ve korkudan dolayı Rabbe olan bağlılığı eksikti.

            ● Tanrı’nın yerine başka insanlara saygı göstermesinden dolayı Tanrı’ya olan itaati eksikti.

            ● Tanrı, Saul’u reddedişini bu yolla özetliyor. 1.Samuel 13:!3-14

Samuel, "Akılsızca davrandın" dedi, "Tanrın RAB'bin sana verdiği buyruğa uymadın; yoksa, RAB İsrail üzerinde senin krallığının sonsuza dek sürmesini sağlayacaktı. Ama artık krallığın sürmeyecek. RAB kendi gönlüne uygun birini arayıp onu kendi halkına önder olarak atamaya kararlı. Çünkü sen RAB'bin buyruğunu tutmadın."

Duydunuz mu? Saul Rab tarafından reddedildi çünkü o Rab’bin kendi gönlüne uygun biri değildi. Bundan dolayı Samuel’i tüm bu ihtiyaçları karşılayabilecek birini bulması için gönderdi.

Bu da bu vaazın esas noktası. Tek ve en önemli noktası. Rab’bin kendi gönlüne uygun olan, kullandığı adam. Birkaç dakika sonra neden bahsettiğimizi daha iyi anlayacağız.

Ama şimdi 1.Samuel 16’ya tekrar bakalım.

Samuel başka bir kralı mesh etmekten korkuyordu çünkü Saul hala hayattaydı. Ondan dolayı Tanrı Samuel’e özel bir kurban almasını söyledi. Plan şöyleydi; bütün insanları çağıracaktı ve kurban töreni sırasında yeni kralı mesh edecekti. Samuel’in tüm bildiği yalnızca İşay’ın oğullarından biri kral olacaktı.

6-7 tekrar okuyalım.

Samuel “Eliav, uzun boylu ve yakışıklı, sanırım bu olmalı” diye düşündü. Peygamber Samuel Tanrı’nın kriterlerini anlamadı.Ve Rab, Samuel’i azarladı. “Yanılıyorsun Samuel. O’nun yakışıklı ve uzun boylu olduğuna bakma. Ben onu reddettim. Ben insanların gördüğü gibi görmem. İnsan dış görünüşe bense kalbe bakarım” dedi.

İyi dinleyin. Tanrı, Kutsal Kitap’ın başından sonuna kadar yalnızca dıştan görünen şeylere önem verenleri bunlara mahkum ediyor. Mesela İsa da Matta 23:27-28’de söyledikleri ile bunları onaylıyor.

            ● "Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz dıştan güzel görünen, ama içi ölü kemikleri ve her türlü pislikle dolu badanalı mezarlara benzersiniz. Dıştan insanlara doğru görünürsünüz, ama içte ikiyüzlülük ve kötülükle dolusunuz.

Ve bu bizim için bir soru; Biz insanların bizim için ne düşündüğünü mü önemsiyoruz yoksa Tanrı’nın bizim için ne düşündüğümü mü önemsiyoruz?

Peki Tanrı’nın gönlündeki kişi nedir? Kimdir? Tanrı’nın özüne sahip yalnızca bir kişi.

Şimdi İsa’nın verdiği iki kısa ayete bakalım:

Yuhanna 8:29 : “… ben her zaman O’nu hoşnut edeni yaparım."

Yuhanna 17:4 : Yapmam için bana verdiğin işi tamamlamakla seni yeryüzünde yücelttim.

Peki Davut Tanrı’nın gönlündeki kişi tarifine nasıl uyuyordu?

Tekrar 1.Samuel 16’ya bakalım,

            İşay’ın bütün oğullarının önünden geçti Samuel ama Rab hiçbirini seçmedi. Samuel’de merak ederek “Oğullarının hepsi bunlar mı?” diye sordu. İşay, Samuel’e bir de en küçüğü var, sürüyü güdüyor.” dedi. Sonra Samuel Davut’u getirtti ve bütün kardeşlerinin önünde onu meshetti. Peki niçin Davut? Açıkça, ailesi onu önemli bulmadı. O yüzden törene bile getirmemişlerdi. Onu daha özel yapan şey neydi?

Elçilerin İşleri 13:22  “Tanrı, Saul’u tahttan indirdikten sonra onlara kral olarak Davut’u başa getirdi. Onunla ilgili şu tanıklıkta bulundu: “İşay oğlu Davut’u gönlüme uygun bir adam olarak gördüm, o her istediğimi yapar.”  Ayetin sonunu gördünüz mü ? O gönlüme uygun bir adam, her istediğimi yapar.

Tanrı’nın gönlüne uygun kişi, Tanrı’nın her zaman istediğini yapacak olan kişidir. Hayatının kıymetli bir pahayla alındığını bilen imanlıdır. O her durumda tüm bedeni ve kalbiyle Rabbin izini sürmek ister.      

Pavlus Elçilerin İşleri 20:24’te şöyle der: “Canımı önemsemiyorum, ona değer vermiyorum. Yeter ki yarışı bitireyim ve Rab İsa’dan aldığım görevi, Tanrı’nın lütfunu bildiren Müjde’ye tanıklık etme görevini tamamlayayım.”

Ve mezmurlarda şöyle der;

“Oluk oluk yaş akıyor gözlerimden, çünkü uymuyorlar yasana.”

“Ağzım açık, soluk soluğayım, çünkü buyruklarını özlüyorum.”

Sizin hayatınız böyle mi? Tanrı’yı takip etmek için can atıyor musunuz? Yoksa çevrenizde Hıristiyanlar varken maske takıp Hıristiyan gibi mi davranıyorsunuz? Hayattaki en büyük amacınız tüm kalbinizle Rab’bin yolunda mı yürümek?

Umarım öyle çünkü bu vaazın esas noktasını hatırlayın. Rab’bin gönlündeki kişi Rab’bin kullandığı kişidir.

2. Tarihler 16:9 diyor ki: “Rabbin gözleri bütün yürekleriyle kendisine bağlı olanlara güç vermek için her yeri görür.”

Tanrı’nın yaptığı harika işlerde kullanılmak istiyor musunuz? Kral Saul gibi olmayın. Maalesef Kutsal Kitap’ta iki kez Tanrı’nın Saul’u kral yapmaktan üzüldüğünü yazar.

Bunun sizin başınıza gelmesine izin vermeyin. Rab’bin sizin hayatınızda yaptığı şeylerden ötürü üzülmesine izin vermeyin. Rab’bi binlerce kişinin içinden sizi seçip kurtarmasından pişmanlık duymasına izin vermeyin.

Umarım Rab’bin size gönderdiği bu özel çağrıyı siz de bu ülkede onu istediği şekilde temsil ederek gösterirsiniz.

Eğer kalbiniz O’na hizmet etmek istiyorsa, o zaman Rab’bi sevindirecek ve hoşnut edecek şeyleri bulmalısınız. Tanrı’nın sözüne çalışmakla, dua etmekle, diğer imanlılarla birliktelik kurmakla inançlı olmalısınız. Eğer hayatınızı Rab’be adarsanız, o size böyle biri olmanızda yardım edecektir.

Ve son bir şey daha söylemeliyim. Söylediğim her şey İsa Mesih takipçileri için çok uzak bir şey. Eğer bir Mesih inanlısı değilseniz, şunu bilmelisiniz ki söylediğim şeyi yapamazsınız.

Tanrı onunla bir ilişkiye sahip olalım diye sizleri yarattı. Ama şimdi günahlarımızdan ötürü onunla bir ilişkiye sahip olamazsın.

 “Ama suçlarınız sizi Tanrı’nızdan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesini işitemez oldunuz.” Yşa.59: 2

Tanrı kutsaldır ve hiç kimseyi günahlarıyla kabul etmez. Niçin?

Çünkü hepimiz günahkar olarak doğduk ve Rab’bin huzurundan uzaklaştırıldık ve O’nunla bir ilişki kurmaya gücü yetmez olduk. Tanrı’nın mükemmel bir karakteri var ve insanlarından mükemmel bir itaat istiyor. O kutsal ve asla günaha tolerans göstermez. İşte bundan ötürü Kutsal Kitap’a göre O bütün günahları cezalandırmak zorundadır.

Ama Tanrı bizi O’nu sevelim ve O’na tapınalım diye yarattı. Öyle ki O’nunla ilişkiye sahip olalım diye bize bir yol sağladı. Tanrı biricik oğlu İsa’yı günahlarımızın cezasını kaldırması için dünyaya gönderdi. Kutsal Kitap O’nun bizim yerimize haksız bir adalet için öldüğünü söyler. Tanrı bir vücut alıyor ve İsa dışında hiç kimse kusursuz bir yaşam yaşamadı. O, Babasının emirlerine itaat etti. Öyle ki, günahlarımızın bedelini çarmıhta ödeyerek, O’nun babasıyla sahip olduğu gibi kusursuz bir ilişkiye sahip olalım diye. Her kim İsa’ya iman etmez, O’na inanmazsa tüm günahlarının cezasını kabul edecektir. Onlar sonsuz yaşamı cennette değil, cehennemde geçireceklerdir.

Üç gün sonra Tanrı güçlü bir şekilde O’nu ölümden dirilterek İsa’yı tüm dünyanın kurtarıcısı yaptı. Bu da gösterdi ki Tanrı, biz öldükten sonra bizi cennete alacak güce sahiptir.

Eğer gerçekten Tanrı’yla bir ilişkiye sahip olmak istiyorsanız, öncelikle günahlarınızdan dolayı pişman olmalısınız ve İsa Mesih’e güvenmelisiniz. Kimsenin yaptığı iyi eylemleri cennete gitmek için yeterli olmayacak. İsa’yı Rabbiniz ve Kurtarıcınız olarak kabul etmeniz gerekir.

İsa daha doğmadan 600 yıl önce, Tanrı O’nun aracılığıyla bizimle muhteşem bir iş yapacağına söz vermişti.

Hezekiel 36:26-27

Size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak, size etten bir yürek vereceğim. Ruhumu içinize koyacağım; kurallarımı izlemenizi, buyruklarıma uyup onları uygulamanızı sağlayacağım.

Bu gün Rab’bin gönlündeki kişi olabilmek hakkında konuştuk. Ve biliyoruz ki, bu önemli çünkü insanlar dış görünüşe Tanrı ise yüreklere bakar. Eğer İsa Mesih’e iman ederek bu tarz bir insan olabilir, eğer kendimizi O’nun ellerine bırakır, O’na güvenirsek, O bize böyle bir yaşam için yardım edecektir.

Şimdi de kendi yaşamlarımızı O’na adayalım

free joomla template
2019  TürkKilise.com  globbersthemes joomla template